
Türkiye’de siyasetçinin en sık kullandığı savunmalardan biri şudur:
“Hakkımda kesinleşmiş bir mahkeme kararı yok.”
Hukuken doğrudur. Hukuk devletinde hiç kimse suçluluğu kesinleşmeden suçlu ilan edilemez. Masumiyet karinesi siyasi görüşe veya partiye göre değişmez.
Fakat siyaset yalnızca ceza hukukundan ibaret değildir.
Bir de siyasi sorumluluk vardır.
Son günlerde Fatma Betül Sayan Kaya’nın kamuoyuna yansıyan tartışmaların ardından AK Parti’deki görevlerinden affını istemesi, tam da bu kavramı yeniden düşünmemizi gerektiriyor.
Kaya hakkındaki iddiaların doğru veya yanlış olduğuna biz karar veremeyiz. Buna deliller çerçevesinde hukuk karar verir.
Ancak mesele yalnızca “Suç var mı?” sorusundan ibaret değildir.
Bir siyasetçinin kendisine sorması gereken başka bir soru daha vardır:
“Taşıdığım makamın güvenini koruyor muyum?”
İşte hukuk ile siyasi etik arasındaki çizgi burada başlıyor.
Bir siyasetçinin hakkında ciddi bir tartışma yaşanırken görevinden çekilmesi, suçunu kabul ettiği anlamına gelmez. Bazen tam tersine, “Kendimi savunacağım ama makamımı kendimi savunmak için kullanmayacağım” mesajıdır.
Ancak siyasi sorumluluk gerçekten bir ilkeyse herkese uygulanmalıdır.
AK Parti’de başka, CHP’de başka olmaz.
MHP’de başka, Yeni Parti’de başka olmaz.
İktidar mensubu hakkında iddia ortaya çıktığında istifa isteyip kendi partisindeki isim için “Yargıyı bekleyelim” demek siyasi etik değildir.
Bunun tersi de aynı derecede yanlıştır.
Özellikle “yeni siyaset” iddiasıyla ortaya çıkan hareketlerin bu konuda daha yüksek bir standart ortaya koyması gerekir.
Çünkü yeni bir tabela kurmak, yeni siyaset yapmak değildir.
Yeni siyaset; şeffaflıkta, hesap verebilirlikte, parti içi demokraside ve siyasi ahlakta farklı bir kültür oluşturabilmektir.
Elbette sosyal medyada ortaya atılan her iddia nedeniyle insanlar görevlerinden ayrılmamalıdır. İddiaların ciddiyeti ve somut dayanakları önemlidir. Aksi hâlde hukuk yerine söylenti hüküm vermeye başlar.
Bu nedenle iki temel ilkeyi aynı anda korumalıyız:
Masumiyet karinesi ve siyasi hesap verebilirlik.
Bugün tartışılan kişi AK Parti’den olabilir.
Yarın CHP’den.
Bir başka gün MHP’den veya Yeni Parti’den.
İsim değişebilir.
Parti değişebilir.
Ama ilke değişmemelidir.
Çünkü siyasi makamlar kişilerin mülkü değildir.
Millet adına taşınan birer emanettir.
Mahkemeler bir insanın suçlu olup olmadığına karar verir.
Fakat siyaset bundan daha yüksek bir sorumluluk bilinci taşımak zorundadır.
Artık Türkiye’de siyasetin önüne ortak bir ölçü koymanın zamanı gelmiştir:
Kim olursa olsun, hangi partiden gelirse gelsin; aynı hukuk, aynı şeffaflık, aynı hesap verebilirlik ve aynı siyasi etik.
İktidar bunu kendisi için istemeli.
Muhalefet bunu önce kendi içinde uygulamalı.
Yeni siyaset iddiasıyla ortaya çıkanlar ise değişimi yalnızca sözlerinde değil, davranışlarında göstermeli.
Çünkü milletin siyasetten beklediği şey kusursuz insanlar değildir.
Hata karşısında sorumluluk alabilen, eleştiri karşısında hesap verebilen ve makamı kendi kişisel çıkarının üzerinde tutabilen yöneticilerdir.
O hâlde çağrımız bütün siyasi partilere olsun:
Kendi mensubunuza başka, rakibinize başka ölçü uygulamayın.
Türkiye’nin yeni bir siyasi ahlak kültürüne ihtiyacı var.
Bunu kanunlardan önce siyasetçiler başlatmalıdır.
Çünkü güçlü devlet, hatasız insanların değil; sorumluluktan kaçmayan kurumların eseridir.
Ve unutmayalım:
Makam büyüdükçe ayrıcalık değil, sorumluluk büyümelidir.
Siyaset değişecekse, değişim tam da buradan başlamalıdır.

YORUMLAR