Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gülçin ERŞEN
Gülçin ERŞEN

Kemalist olmak suç mu?

Mustafa Kemal Atatürk, ülkemizin kurtarıcısı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusudur. Askeri dehasının yanı sıra, ileri ve geniş görüşlü yüksek bilinci, parlak zihni, bilgisi, kültürü, yurtseverliği ve insanseverliği, Kurtuluş Savaşı sonrası ülkeyi çağdaş uygarlık düzeyinin ilerisine taşıma çabası, insan hakları ve kadın hakları konusunda topluma sundukları, tarım, eğitim ve sanayideki devrimleri, yıllarca yüzeysel anlatılan yaşamı, içi boşaltılan ve yanlış yorumlanan ilke ve devrimleri ile dünyaca tanınan, saygın bir asker, devlet adamı, düşünür ve ideologtur.

Yıllar önce gazetede ve Milliyet Blok’ta yayımlanan bir makaleme yazılan yoruma; “Kendisini yurtsever, ilerici, ulusalcı, antikapitalist ve antiemperyalist sayan herkes, Atatürkçü’dür; kemalisttir.” şeklinde bir yanıt vermiştim. Hâlâ aynı görüşteyim. Son 15-20 yıldır, çeşitli zeminlerde Atatürk hakkında eleştiri sınırını aşan, hakaretlerin artış göstermesine; Atatürkçü kişilere yönelik, çok çirkin tehdit ve hakaretler de eklendi.
Üniversitede sosyal psikoloji, siyaset sosyolojisi, güdüleme yöntemleri, kamuoyu, propaganda ve reklam teknikleri içerikli dersler okudum. Atatürk’e, Türk’e düşman, nankör ve cahil vatan hainleri diye nitelendirilebilecek kimselerin neden cesaret aldığını ve kimlerce desteklendiğini az çok tahmin ediyorum. Diğer yandan, bu süreç, aydın ve solcu geçinen pek çok kişinin, Atatürk’ü ve O’nun değerini anlamasına da yol açtı…

“Altın toprağa düşmekle değerini yitirmez”

Onlar TV’de, bir iki gün önce, Türk Silahlı Kuvvetleri”nden ihraç edilen, Kara Harp Okulu’nu birincilikle bitiren Ebru Eroğlu’nun ve arkadaşının katıldığı söyleşi yayımlandı. Sosyal medyada bu söyleşiden alıntılanan, üstelik çoğu etik kurallara aykırı bir şekilde kaynak belirtmeden yapılan birçok haber ve paylaşımın altındaki yorumları okudum. Bunlara cevap niteliğindeki yorumumu içeren bu yazıyı yazmaya karar verdim. Yorumum şu:

“Ebru Teğmen ile ilgili haberlere yapılan cinsellik ve hakaret içeren yorumları, hele ‘Kemalist artığı’ sözünün hakaret amaçlı kullanıldığını görünce dehşete ve öfkeye kapıldım. Bu gençler bizim gönlümüzün generalleri. Hepimiz Mustafa Kemal’in askerleriyiz! Troller ve Fildişi kuleden ahkam kesenler, bu ülkenin gerçek ulusalcı, antiemperyalist, yurtseverlerinin hepsi Kemalisttir, Atatürkçüdür. Her ne kadar FETÖ gibi dinci terör örgütleri TSK’yı bozmaya kalksalar da; doğduğundan beri silahlı kuvvetlerinin içinde bulunan, benim gibi ailesinde asker (subay ve astsubay) olanlar, gerçek askerler bilir; ne kadar iyi eğitim aldıklarını, zorlu koşullarda görev yaptıklarını… Tarih göstermiştir ki; Türkiye’de orduyu hedef alanlar, düşman görenler, ya bölücü ya da dinci teröristlerdir! (Ayrıca askeri yargı ve askeri hastaneler yeniden işlevsellik kazanmalıdır.)
Ebru Teğmen’in erkeklerden daha başarılı olarak birincilikle okulu bitirmesi de birilerine çok rahatsız etmiş anlaşılan.”

Bize günah, onlara mübah mı?!

Sarıkamış’ta babam muhabere tabur komutanı iken, kişiliği ve tavırlarından anladığımız, sonradan da cemaatçi olduğunu öğrendiğimiz bir tümen komutanı görev yapıyordu. Babamın sonradan anlattıklarından anımsadığım kadarıyla; tümen komutanı, babamın birliğinde görev yapan 2 subay için kötü sicil vermesi yönünde baskı yapıyor. Babam, bu düzgün genç subayların idealleri doğrultusunda bu mesleği seçtiklerini, eşlerinin belki de subay oldukları için onlarla evlendiklerini, çoluk çocukları ve aileleri bulunduğunu belirterek, onların geleceği ile oynayamayacağını söylüyor. Ağabey diye hitap ettiğimiz o iki subay ile yaşamımın çeşidi dönemlerinde karşılaştım. Babama ne denli saygı ve sevgi duyduklarını biliyorum. Ben de bundan ötürü gurur duyuyorum. Sarıkamış’taki o tümen komutanının, bir dönem Ankara’da aynı lojmanda oturduğumuz, subay olan oğlunun da intihar ettiğini öğrendik 1990’larda…

Sosyal medya ile ilgili yasal düzenlemeler yapan kimselere ve yetkililere, yasaları ve yaptırımları kimlere uyguladıklarını, ne için yürürlüğe soktuklarını sormak isterim: Ciddi muhalefet yapan, gerçekleri ortaya koymaya çalışan, ülkesini ve halkın genelinin çıkarlarını korumaya çabalayan yurtseverlerin sesini keserken; başkaları da siyasi iktidara övgüler düzerek, abartılı ve yanlış bilgilerin yanı sıra Atatürkçü, muhalif, laik, farklı inançta ve siyasi görüşte saydıklarına istedikleri gibi tehdit ve hakaretleri yazsınlar diye mi? Çünkü, yıllardır tanık olduğumuz, yaşadığımız olaylar, kafamızda soru işaretleri, güvensizlik, çifte standart düşüncesi uyandırıyor. Bize suç, günah diye yüklenen şeyler, başkalarına mübah; övgü ve kayırma vesilesi nedense…

Yurtiçi ve yurtiçinde türlü sorun ve tehlikenin kaygılarını yaşarken, düşünce ve haber alma özgürlüğü konusunda bari birazcık rahat hissedelim kendimizi.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER